Sahi, nedir bu Özel Sektör?

    6
    1126

    Sonbahar nükseder, sekiz harflik dünyanın en sıcak kelimelerinden birine,

    Günaydın, takım elbiseli güzel adamlar.

    Uyanır uyanmaz zihnen koşmaya başladım, bugün yine hayata dair çeşitli fikir analizleri paylaşacağım.

    Ülkemizdeki insanların çalışma hayatlarından dem vurup, özel sektöre dair inciler sunacağım. Tıpkı Nietzsche’nin söylediği gibi, amiyane tabirle inciler ortaya dökülecek.

    Malumunuz, meslek yaşamın korsesidir derler.

    Özel sektör ise, gerçek manada donanımlı, kariyer basamaklarını hızla çıkmak isteyen, öz saygı/özgüven sahibi bireyler için biçilmiş kaftan.

    CV satırlarının gün be gün doluşu, şehrin üzerinde bir gelir, şehrin üretimine katkıda bulunmak, savaşır minvalde çalışmak, özel sağlık sigortası, aktif çalışma hayatı, günden güne artan referans sayısı, daha fazla kişisel gelişim, hakeza fazla takdir ve tebrik sayısı gibi bilumum faydası ile oldukça çekicidir.

    Peki dezavantajları?

    Harari, ‘Sapiens‘ isimli eserinde, insan türünün önceleri besin piramidinin ortalarında bulunduğunu, temel ihtiyacını, ufak canlı/hayvanlardan, bazı bitkilerden ve ancak birincil/ikincil/üçüncül avcıların artıklarından sağladığını anlatmaktadır. Fakat akabinde duygusal zekanın, alet kullanımının, üstün öğrenme becerisinin, keşmekeş bir toplumsal yapının, ateşin kontrol edilmesinin, esnek dil kullanımının getirdiği avantajlarla çok kısa sürede besin piramidinin en üst seviyesine çıkışını anlatır. Ona göre, Ekosistemin daha önce çok uzun sürelerde ve adım adım en tepeye çıkmış Köpekbalığı ve Aslan gibi türler için kontrol ve denge mekanizmaları üretmeye vakti vardı. Ancak, bu durum kısa sürede zirveye çıkan ‘insan‘ türü için geçerli değildi. Ekosistem gerekli ayarlamayı yapamadı, insanlar da bu güce hazır değildi.

    Tıpkı bu misalde olduğu üzere, hak etmediği konumlara getirilen, belki sadece aritmetik becerisiyle belki biyolojik sebeplerle, koltuğa oturan, Hümanizm’den bi haber, saygı ve empati yoksunu hümanizma echeli cühelasının yönetici, yani az önceki paragrafa göre ‘baskın tür‘ oluşu ile başlıyor her şey.

    İşlenmiş bir hayat formunu ‘ yaşam ‘ zanneden insanlar, refleks olarak farkındalık yoksunu oldukları için empati hissiyatına Fransız kalırlar ki bilindiği üzere ‘empathie‘ Fransızcadır.

    Buyrunuz, zat-ı muhtereme veyahut cins-i latif türüne biraz açıklık getirelim.

    Durum ülkedeki ehliyet sınavına benziyor, otomobili kusursuz kullanan herkes bilindiği üzere ehliyet alıyor, peki bir de bu işin psikolojik boyutu yok mu? Var, var ki kaza oranları her geçen gün artıyor.

    Bence‘ sabiti ile belirtmek istiyorum, bence suçlu sadece bireysel yeti /zeka değil, yanlış konum yanlış insan düşüncesi de değil, suçlu biraz da bu duruma düşen, eğitim adındaki kutsiyet durumunu es geçen insan. Yani devasa bürokratik çarkın içindeki bazı baş eğişlerin sebeplerinden biri de eğitimsizlik.

    Yalnız, eğitimsiz oluşu kişiyi değersiz kılmaz, haklarından yoksun bırakmaz tabiatı ile bakış adil olmalı önce.

    Geçimlik düzeyde gelir elde eden, eşinin, çocuklarının bilumum hassasiyeti ve yükü üzerinde olan, bazılarının ‘Düz işçi‘ diyerek aşağıladığı, aslı ‘Beden işçisi‘ olan bu güzel adamları, aşil topuğundan yakalayıp, her fırsatta mobbing, her fırsatta psikolojisine baskı yaparak, yükünü ağırlaştıran, bilinçaltı frenleri oluşturan, insancıl özelliklere kapı aralamak yerine, iş güçleri yanında kişiliklerini de satın almayı tercih eden, modern bireyler yarattık.

    Peki nasıl yarattık? Cevabı basit, kişilik hakları, onur haysiyet gibi en asil hissiyatların pasifleştirilmesi ile ortaya çıkan ara form mahiyetinde bir hal aldık. İnsanlar ne yazık ki gülümsemelerine, tutumlarına, dostluklarına tıpkı iş güçleri gibi etiket biçtiler. İşte baskın tür, durumu çok güzel legalize etti.

    Tabiatı ile insanlarımızın biraz da bibliyoterapiye ihtiyacı söz konusu.

    Ezcümle,

    Üniversitede katıldığımız kariyer günleri etkinlerinde anlatılan şirketler yok mu, iyiliği merhameti ve vicdanı rehber niteliğinde kabullenen insanlar/yöneticiler elbette var.

    Ancak kaç kişi okumuştur/izlemiştir bilmiyorum ama Oxford Brooks üniversitesindeki insan kaynakları/özel sektör üzerine verilen seminer ciddi manada düşündürücü içerik barındırmaktadır.

    Nasıl ki ekonominin, siyasetin ve toplumsal olayların laboratuvarı tarih‘ ise sektörün laboratuvarı da eğitimdir aslında.

    ‘Teknik ilerledikçe tasarım sadeleşir yani, anladın?

    Dilerim tüm hücrelerinize kadar mutlu olacağınız bir iş yaşantınız olur, değerli okur.

    Yazımıza ‘günaydın‘ ile başladık, elbette gece, uykudan bir adım önce okuyacak arkadaşlarımız için de bir medeni nezaket cümlemiz var,

    Yıldızlar ile örttüm üzerinizi.

    İyi uykular takım elbiseli güzel adamlar…

     

     

     

    6 YORUMLAR

    1. Sayın yazar 🙂 yazınızı kelimesi kelimesine sindire sindire okudum çok başarılı ve bir o kadarda profesyonelce kelimelere dökmüşsünüz anlatmak istediklerinizi.Üzülerek söylüyorum ki keşke o takım elbiseliler ceplerini değilde insani değerlerini düşünseler 🙂 (küçük bir eleştiri daha sade bir dil istiyorummm)

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.