Fotoğrafçılığın Evrimi

0
723

Dünya üzerinde ilk fotoğrafın 1826 yılında çekildiği düşünülmektedir. Bu fotoğrafı çeken makineden bir fotoğraf karesinin oluşması yaklaşık 8 saat sürüyordu. Uzun gibi gözükebilir ancak o dönem şartlarında bir devrimdi. İnsanlar tarih öncesi çağlardan beri gördüklerini, bildiklerini, hayatlarını mağaralara, taşlara, kayalara resmediyorlardı. Bunun daha gerçek, daha hızlı ve daha kolay yolu nihayet bulunmuştu.

(Fransız mucit Nicephore Niepce tarafından evinin balkonundan çekilen fotoğraf)

Niepce’nin bu icadı bir devrim niteliğindeydi. Bu devrimi genel hatlarıyla üç dönemde incelemenin doğru olacağı kanısındayım.

 

1.Nesil: Karanlık Odalar

Fotoğrafın icadından başlayıp 90’lı yıllara kadar devam eden ve en uzun süren dönemdir. Bu dönemde fotoğraf çekimi hayat içerisinde çok önemli bir yer teşkil etmekteydi. Yalnızca düğün, bayram, bir yerin açılışı, doğum günü gibi önemli anlarda başvurulurdu. İnsanlar fotoğraf çekilmeden önce en şık kıyafetlerini giyer, gayet nizami bir şekilde pozlar verirdi. Çocukluğuna dair fotoğrafı bulunan insanlar kendilerini şanslı sayardı.

(Hitler’in Paris’in fethi sonrasında çekilmiş olduğu bu fotoğraf yıllarca insanların belleğinde yer edinmiştir.)

Kısacası fotoğraf çekimi etkinliği çok önemliydi, çünkü bir filmde sadece 36 fotoğraf vardı. Evet sadece ve sadece 36. Bunlarında bir çoğu yanardı, düzgün çıkmazdı. Filmlerin çıktısını almakta karanlık odalarda başlayan ve oldukça zahmetli ve maliyetli bir süreçti. Öyle herkeste de fotoğraf makinesi bulunmazdı. Şahsına özel fotoğraf makinesi olan insanlar kalburüstü görülürdü.

Süreç ilerledikçe bir sonraki nesile geçilmeden önce renki fotoğraflar çıktı. Yeni bir devrimdi, siyah, gri ve beyazdan kurtulmuştu ait fotoğraflar, rengârenk ışıl ışıl gözükmekteydi. İlk olarak o dönemde (her ne kadar maliyetli olsa da) hobi olarak fotoğrafçılıkla ilgilenilmeye başlanıldı.

Daha sonra fazla tutulmayan şipşak makineler çıktı. Bunlar çekildiği gibi baskı veriyordu, karanlık odaya ihtiyaç duymuyorlardı. Çok güzeldi bu yönleri, Eminönü’nde, Beyoğlu’nda şipşak fotoğrafçılar çıktı karşımıza… Ancak gerek fotoğraflarının kalitesizliği, gerekse de maliyetinin fazla oluşu yüzünden insanlar tarafından pek tercih edilmedi.

 

2.Nesil: Dijital Foto

Dijital fotoğraf makinesi özel bir fotoğrafçılık firmasında mühendis olarak çalışan Steven Sasson tarafından 1975 yılında icat edilmişti. Ancak yaygınlaşması 90’lı yılların sonlarını buldu. Bu icatla beraber sanki fotoğrafçılık yeniden doğmuştu. Çünkü artık oyunun bütün kuralları değişmişti. İnsanlar sınırsız fotoğraf çekimi yapabiliyordu. Artık insanlar bütün özel anlarını saklayabiliyordu. Kendi çocukluğuna ait en fazla bir, iki fotoğrafının olmasının (bazılarının hiç yoktu) acısını çıkarır gibi çocuğunun, resmini çekiyordu. Bunları ya dijital ortamda saklıyordu ya da hemen fotoğrafçıya koşup deli gibi albümler yapıyordu. Evet inanamıyordu artık 36 fotoğraf ile sınırlı değildi. Artık her şeyin fotoğrafını çekebilirdi. Gündelik yaşamında da kullanabilirdi. Şık kıyafetler giymesine gerek yoktu fotoğraf çekilmek için.

Mükemmel manzara ve doğa resimleri de çekilmeye başlandı. Bir kelebeğin uçuşu, yıldırımın düşüşü, arının kovana girişi, aslanın geyiği ısırması o anları yakalamak paha biçilemez bir duyguydu. En önemli hobilerden biri haline geldi fotoğrafçılık. Bu mesleğe ait insanlarda oldukça profesyonelleşmeye başladı. Çünkü eskiden koşulsuz mahalle fotoğrafçısına gidilip çekilirdi fotoğraflar. Ancak artık öyle değildi, mükemmel anıların ve anların yakalanması gerekiyordu. Teknolojiye ayak uyduramayan fotoğrafçılar emekli olmak zorunda kaldı.

 

3.Nesil: Selfie

Fotoğraf makinesinin cep telefonlarına ve dolayısıyla her an yanımızda olmasıyla başladı bu nesil. Önemli anıları kaydedip tekrar tekrar hatırlamaya yarayan, bir nevi zaman makinesi görevi gören fotoğraf amacından sapıyordu bu dönemde. Sadece o anı yakalayıp tüketmekti amaç artık. Bunu şöyle daha iyi anlatabiliriz. Tarih boyunca insanlar çekmiş olduğu fotoğrafları saklamak için çok emek sarf ediyordu. Düzinelerce albümler yapıyorlardı. Daha sonra Cd, Dvd’lere aktardılar. Hardisklere atıyorlardı ve 2 ya da 3 farklı yere kopyalıyorlardı. Çünkü onlar geçmişle bir bağlantıydı. Kaybolmamaları gerekiyordu. Ancak 3. Nesil ile beraber Snapchat önderliğinde bir yöntem başladı. Bu programa yüklediğin fotoğraf 24 saat sonra kendisini otomatik siliniyordu. Eski nesil kullanıcılara göre bu çok saçma olmalıydı. Çünkü kim fotoğrafının silinmesini isterdi ki. Bu çok saçma bir şeydi. Ancak yanıldılar çünkü artık 3. Nesil gelmişti. Burada fotoğrafın amacı anı saklamak değildi anı yaşamaktı. O anı sosyal medyada yaşamaktı sadece. Ondan sonra silinmesi bir avantaj olarak görülüyordu hatta. Snapchat’i örnek alan Instagram ve Faccebook gibi sosyal platformlarda bu yönteme geçmek zorunda kaldı

Bu dönemde resimlerin doğallığı da ilgilendirmiyordu insanları. Güzel olması gerekliydi, sadece güzel. Bunun içinde fotoğraf çekilirken kendini görmesi gerekiyordu o yüzden Selfie furyası çıktı. Hem fotoğraf çekiliyorsun hem de çekilirken kendini görüyorsun. Ancak zamanla bu da yetmedi. Çünkü bazıları ne yaparsa yapsın istediği kadar güzel olamıyordu. Bu dönemde resimlerle oynama furyası patlak verdi. Ne kadar oynarsan o kadar güzel oluyordun çünkü. 90’larda Barbie’yle oynayan çocuklar şimdi kendilerini dijital ortamda Barbie’ye benzetmeye çalışıyorlardı.

Mesleğin ismi bile değişmişti artık. Fotoğrafçı değildi o iş yerleri ajanstılar. 40 yıllık “Mehmet  Fotoğrafçılık”, oğlu başa geçer geçmez ismini değiştirmiş “Star Ajans” olmuştu. Öyle olmak zorundaydı silinecekti yoksa piyasada. İnsanlar ne kadar iyi fotoğrafçı olursa olsun Mehmet Fotoğrafçılığa gitmiyordu, ajansa gitmeleri lazımdı.

  1. neslin ne olacağı ya da nereye evrileceği hakkında asla emin olamayız. Sadece tahmin yürütebiliriz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.