Doğa Durumundan Kurtulmak Bizleri Sudan Çıkmış Balık Yapar mı?

0
565

Doğa Durumundan Kurtulmak Bizleri Sudan Çıkmış Balık Yapar mı?

Öncelikle Hobbes’un toplum sözleşmesine dayalı devlet sistemine bir bakalım; tüm bireyler doğada eşit yaşarlar ve bu eşitlikten dolayı her şey hakkında her istedikleri hakkı iddia edebilirler. Bu durumun nedeni ise doğa durumunun yasalarla sınırlanmadığından, herkesin her şey üzerinde hakkı olduğu fakat bu durumun aynı zamanda aslında bir savaş durumuna yol açtığıdır. Çünkü böyle bir durumda (doğa durumu) bireylerin ayrıcalıklardan, kişisel mülkiyet hakkından, ahlak ve adalet anlayışından söz edilemez. Bu bağlamda Hobbes’a göre doğa durumu kavramı aslında savaş durumu , bir güvensizlik durumudur. Savaş durumunda sosyal haklar ve güvenceler olmadığı için toplumda bir huzursuzluk meydana gelir. Herkes birbirinin düşmanı olur ve herkesin, herkesle savaş durumu başlar. Genel bir güç yoksa yasa yoktur bu durumda her şey mübahtır.Bu yolda insanın her şey üzerinde hak ileri sürmekten vazgeçmesi gerekmektedir. Bunun için de toplumsal anlaşma ya da toplumsal barış tek yoldur. Bu anlaşma ile doğa durumundan yurttaşlık durumuna geçilmiş olur. Toplum sözleşmesi ile erkin tek bir elde toplanması sağlanmış olur. Böylece, herkesin temel haklarını koruyarak “her şey üstündeki hakkı”nı krala devretmek üzere sözleşme yapmasını ve kralın da bu sözleşmeyi sözleşme ile sahip olacağı mutlak erkle korumasını sağlar. İnsanlar toplum oluşturmak için sözleşme yaparlar, fakat sonra o toplum üyelerinin üstünde bir şey haline gelir ve bireylerin davranışlarına zorunlu olarak bir takım kısıtlamalar getirir. İşte bu kısıtlamalar toplumdaki korku ve çatışma durumun düzelmesi için bireylerin yararınadır. Birey yaşama hakkını güvence altına almış ve korku ve çatışmadan korunmuştur. Böylelikle, Hobbes mutlak yöneticiye sonsuz yetkiler verirken toplumun da bir toplumsal anlaşma çerçevesinde düzenlenmesini öngörmüştür.

Nietzsche felsefesinin çıkış noktası insandır, daha çok insanın hayvani yönünü ele alır.Yarı insan yarı hayvan olan insanın üstün insana geçiş çabası vardır. Nietzsche’de insan her zaman sahip olduğundan daha fazlasını ister.Kendini aşmak isteyen insan ‘güç istenci’ ni üstün insan olma yolunda kullanır. Bu yolda tek engel sürü insan psikolojisidir. Buna göre Nietzsche sürü insanın getirdiği korkaklığı, ahlaki yargıları sorgulamadan kabullenişi hoş karşılamaz aksine aşağılar. Nietzsche’de köle efendiden üstün ve iyi olduğunu düşünür ve her defasında “kötü olan”dan içten içe intikam alma hayalini kurar. Bu, efendi ile köle arasındaki sözleşmenin, kölenin sözleşme taraflarının yer değiştirmesi arzusundan kaynaklanır. Efendi istediğini eyleme ve düşünme özgürlüğüne sahiptir, köle efendi olma isteğindedir ancak bunun için bir çabası yoktur. Kölenin efendi gibi olamama, yapamama korkusu Nietzsche’ye göre hıncın temelinde yatan düşünce olmuştur böylelikle. Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında değindiği alma-verme ilişkisi aslında onun toplum sözleşmesinin iradesini oluşturur. Armağan etmeyi Hristiyan ahlakındaki sadaka verme kavramıyla eş değer görür ve her iki durumda alanın daha çok şeye sahip olduğu eşitsiz bir durumu ortaya koyar. Bu alma-verme ilişkisinin eşit olduğu durumda aradaki ilişkiyi güvenilir kılmak için adalet anlayışı ortaya çıkar. Bu adalet anlayışının temelinde borçlunun verdiği sözden taşıdığı sorumluluklardan farklı davranışlar sergilediğinde cezayı hak ettiği fikri vardır.Verilen bu ceza aslında hıncın bastırılma yoludur.Bu adaletin uygulanabilirliği sayesinde insanlar toplumu oluştururlar.

Sonuç olarak görüldüğü gibi Hobbes ve Nietzsche’nin toplum sözleşmeleri farklı amaçlardan meydana gelmiştir. Hobbes’ta savaş durumundan kurtuluş için tek bir erk üzerinden yönetilen bir devlet biçimi varken Nietzsche’nin anlayışında daha çok verilen ceza ile bu toplumsal bağ bir arada tutulmaya çalışılmaktadır.Kısaca sonuca ulaşmak istersek doğa durumlarında meydana gelen kaos toplum sözleşmeleriyle devletleşme yoluna giderken gerçekten kaostan çıkıyor muyuz yoksa daha farklı bir kaosa mı sürükleniyoruz ayrıca tartışmak gerektiğini düşünüyorum. Aslında bu bakış açılarının farklı anlamlar altında da olsa günümüzde de devam ettiğini görmekteyiz. Biz insanların demokrasi olarak önüne sunulan durumun Hobbes’un toplum sözleşmenin doğurduğu güven duygusunun yanında gelen baskı ve özgürlüğün kısıtlanması durumundan pek bir farkı yok. Bizlerin şimdiye kadar ki durumdan faydalanacağımız nokta bu geliştirilen düşünce sistemlerini daha da geliştirip farklı, en azından insanlık adına daha yararlı bir modele dönüştürülmesiyken, tarih tekerrürden ibarettir anlayışıyla kabul etmemizden başka bir şey değildir. Bu durum değişir mi? Değiştirmek için bir çabamız bir çalışmamız var mı? Değişirse ne kadar bir ilerleme olur? Bu ilerlemeyi biz görebilir miyiz? sorularına cevap yakın zamanda verilecek gibi durmuyor. Bu yüzden biz öğretmenlere düşen en önemli görev bilinçli, farkındalığı yüksek, etrafına duyarlı gençler yetiştirmektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.